Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.


Ekol Hoca
Konu İsmi : Zikir
Bilgi: Konu İle İLgili Yorumlarınızı Belirtebilir, İlave Ek Katkı Sağlayabilirsiniz, İstediğiniz Gibi Faydalanabilirsiniz

Googlede Arat : Zikir

Rastgele Konu: Nebiz
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Zikir  (Okunma Sayısı 492 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« Yanıtla #5 : 25 Eylül 2008, 20:57:05 »

ZİKİR

Zikir kelimesi birçok manâyı ifade eden (vücûh) bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm de ondört ayrı manâda kullanılmıştır. Meselenin anlaşılabilmesi için, usûl açısından "el-Vücuh ve'n-Nezair" konusunu izah edelim. Kur'ân-ı Kerım'in üslûb özelliği, insanların telif ettiği eserlere benzemediği gibi, diğer münzel kitaplara da benzemez. Allahu Teâla’nın (cc) kitabında çeşitli manâlarda kullanılan müşterek lâfızların mevcut olduğu malûmdur. Bir kelimenin bir âyette ifade ettiği manâ ile yine aynı kelimenin diğer âyetlerde ifade ettiği anlamlar aynı olmayabilir. Usûl-i tefsir uleması bunu el-vücuh olarak ifade etmiştir. Bunun aksine de, farklı kelimenin aynı manayı ifade etmesine nezair denilir. İbn-i Abbas'dan rivayet edildiğine göre, Halife Hz. Ali b. Ebi Talib kendisini, Hâricilerle münakaşa ve onları ikna etmek için gönderirken şöyle demiştir: "Onlarla münakaşa ederken delil olarak Kur'ân-ı Kerîmi hüccet gösterme; çünkü onda birçok manâları ihtiva eden, zû vücûh kelimeler vardır. Onlara Resûl-i Ekrem'in sünnetini hüccet olarak bildir ve fikirlerini sünnet ile teyid et."(1) Kur'ân-ı Kerimde bir kelimenin birkaç manayı ifade etmesi, onun mucize oluşunun bir delilidir. İmam-ı Zerkanî, el-Burhan isimli eserinde, Mukatil b. Süleyman’dan naklettiği bir haberde, "kişi Kur'ân’daki birçok vecihleri görmedikçe hakiki bir fakih olamaz"(2) diyerek bu inceliğe işaret etmiştir. Meselâ, el-Hüdâ kelimesi ve ondan türeyen terimlerin, Kur'ân-ı Kerim’de onyedi manası olduğu görülür. Aynı şekilde cehennem "nâr, sakar, hutame ve cahim" gibi çeşitli lafızlar aynı manâyı ifade etmektedirler. Bunlar da nezâire ait örnekleri teşkil ederler.

 

Zikir, Arapça bir kelime olup, "hatırlamak, anmak, düşünmek ve hatırlayıp gereğini yapmak" gibi manâlara gelir; unutmanın ve gafletin zıddı olarak kullanılır. Asıl manâsı budur(3). Allahu Teâla nın (cc) kitabına ve Resûl-i Ekrem'in (sav) sünnetine uygun ber hayat yaşayabilmek için, insanın kalbini gafletten kurtarması zaruridir. Gafletin zıddı olan zikir, bunu gerçekleştirebilmek için bir vesileden ibarettir. Allahu Teâlâ kalbi, aklın, ilmin ve ruhun mahalli kılmıştır. İnsan kalbindeki istitaat ile ihtiyaçlarını karşılayabilir ve bütün ilimleri öğrenebilir. İnsanın kalbi aynı zamanda şüphelerin ve vesveselerin mahalli, küfrün ve imanın merkezi, ısrarın ve vazgeçmenin (tevbenin) mevzii, mutmain olmanın ve rahatsızlık duymanın cereyan ettiği bir yerdir.(4) Peygamber Efendimiz (sav) de: "Değişkenliğinden dolayı buna kalb ismi verilmiştir. Öyle ki kalb, boş bir arazideki ağaca kökünden asılı durup, rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir kuş tüyü gibidir"(5) buyurmuştur.

 

Kur'ân-ı Kerîm’de: "Rabbinin ismini an (zikret) ve ihlâs ile O'na teveccüh eyle!" (Müzemmil sûresi: 8) emri verilmiştir. Gadi Beyzavî, bu âyetintefsirinde, zikir üzerinde hassasiyetle durmuştur.(6) Zikrin bir ibadet oldugu, kat'i naslarla sabittir. Nitekim: "Şüphesiz ki Allahu Teâla’yı zikretmek en büyük ibadettir." (Ankebût sûresi: 45) âyet-i kerimesi bunun en güzel delilidir. Bütün ibadetlerin zâhirî ve bâtınî şartları vardır. Fukaha, "Allahu Teâla nın rızasını kazanmak niyetiyle (ihlâsla) ve şer'i şerife uygun olarak yapılan amellere sâlih amel denilir" tarifinde ittifak etmiştir. Elbette iman ile ibadet arasında önemli bir münasebet vardır. Bir mükellef, sahih bir itikada sahip olmadığı ve ihlâsı esas almadığı müddetçe, sâlih amel işleyemez. Müslümanlar zikir ibadetini edâ ederek gafletten kurtulabilirler. Bir hususa işaret etmekte fayda vardır: Yeryüzündeki hilâfet vazifesini hakkı ile edâ etmeye niyet etmeyen kimselerin, bazı lafızları "dudak servisi" ile tekrarlamalarına zikir denilemez. Kur'ân-ı Kerîm’de zikir ehli, şeriati bilen ve ahkâmini hakki ile edâ eden kimseleri ifade için kullanilmiştir: "Bilmiyorsaniz zikir ehlinden sorunuz." (Nahl sûresi: 43) âyet-i kerimesindeki incelik budur.

 

Zikir ibadeti, ihlâsın ve ihsân hâlinin teşekkülüne vesile olabilir. Aynı zamanda kalbin muhafazası açısından da elzemdir. Maddî ve manevî varlığımızın merkezi olan kalbimiz, sâlih amellerle düzelip sıhhate kavuştuğu gibi, çirkin fiillerle (fahşâ, münker, bağy vs.) ve şeytanın vesveseleriyle fesada uğrayabilir. Numan b. Beşir'den (ra) rivayet edilen meşhur bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz (sav): "Helâl bellidir, haram da bellidir" dedikten sonra, "Dikkat ediniz! Vücutta bir et parçası vardu ki, o sıhhat bulursa bütün vücud salâha erer. Eğer o fesada uğrar ve hastalanırsa, bütün vücutta fesat ortaya çıkar, bozulur. Dikkat edin, bu et parçası kalptir."(7) diyerek, müslümanları uyarmıştır. Bu sebeple, insanın kalbine sahip çıkması ve onu her türlü hastalıktan koruması zaruridir. Bilindiği gibi her ibadet, ancak niyetle edâ edilebilir. Bu sebeple fıkıh ilminde kalbin ayrı bir yeri vardır. Bütün ameller niyete bağlıdır ve "insanlar niyetleri üzere ba's olunacaklardır."(8) Müslümanlar Resûl-i Ekrem’in (sav) tavsiye ettiği zikirleri ihlâsla edâ ederler ve bu zikirlerine uygun bir hayat yaşamaya gayret gösterirlerse, imtihanı kazanabilirler.

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

(1) İmam-ı Suyutî, el-Itkan fi Ulûmil-Kur-'ân, Kahire 1368, c. I, sh. 42.

(2) İmam-ı Zerkeşî, el-Burhan, Beyrut ty., c. I, sh.103.

(3) Âsım Efendi, Kamus Tercümesi, c. II, sh. 346 vd. Ayrıca bkz. el-Mucenıi'I-Vasit, c. I, sh. 3I3.

(4)İbn-i Arabî, Ahkâmü'I-Kur'ân, Beyrut 1335, c. III,sh.1504.

(5)İmam-ı Suyûtî, Câmiu's-Sağir, c. I, sh.89,"innema"mad.

(6)Mecmuatu't-Tefâsir, İstanbul 1979, c. VI, sh.376.

(7)Sahih-i Müslim, K. Müsakat-102-108; Sünen-i Ebu Davud, K. Kuzat-2; Sünen-i Ibn-i Mâce, Fiten-14; Sünen-i Darimi, K. Büyû-1.

(8)Sahih-i Buharî, K. Bed'ül Vahyi-1, K. İman-41, K. Nikâh-5, K. Menakibu'I-Ensar-45; Sünen-i Tirmizî, K. Fezâilu'1-Cihad-16.

 

Logged

Robot Linkler
Altarnatif Linkler
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 14312


View Profile
Re: Zikir
« Posted on: 04 Eylül 2010, 18:14:55 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm.

giris  kayit
Benzer Konular: Zikir Hadisleri,Zikir Nedir?, Zikir Cübbeli, Zikir Ayetleri, Zikir Ödev, Zikir Dini Sorular, Zikir Öğreniyorum, Zikir Anlatımı, Zikir İndir, Zikir malik Ester, Zikir Maranki, Zikir Sözleri
Logged
abdurrahman halis

Yeni Üye

*


Üye No : 583

Nerden :

Konu  : 4

Mesaj : 20

Aldığı Teşekkür: 3
Üyelik Bilgileri
Offline
« Yanıtla #6 : 22 Kasım 2008, 13:47:26 »

ZİKRİN FAZİLETİ

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

{فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ} [سورة البقرة الآية: 152]

“Beni anın ki, ben de sizi anayım.Bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin!”[1]

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا} [ سورة الأحزاب الآية: 41]

“Ey îmân edenler! Allah’ı çokça anın.”[2]

{وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا} [سورة الأحزاب من الآية: 35]

“... Allah’ı çokça anan erkekler ve çokça anan kadınlar var ya; Allah işte  bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat (cennet) hazırlamıştır.”[3]

{وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ وَلاَ تَكُن مِّنَ الْغَافِلِينَ} [سورة الأعراف الآية: 205]

“İçinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!”[4]

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

(( مَثَلُ الَّذيِ يَذْكُرُ رَبَّـهُ وَالَّذيِ لاَ يَذْكُرُ رَبَّـهُ مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ ))

 [ رواه البخاري ومسلم ]

“Rabbini zikreden İle Rabbini zikretmeyenin misâli, diri ile ölü gibidir.”[5]

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- yine şöyle buyurmaktadır:

(( أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ أَعْمَالِكُمْ وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ وَأَرْفَعِهَا فِي دَرَجَاتِكُمْ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ إِنْفَاقِ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ؟ قَالُوا: بَلَى. قَالَ: ذِكْرُ اللَّهِ تَعَالَى )) [ رواه الترمذي وابن ماجه ]

“Amellerinizin en hayırlısını, Melîkiniz katında en geçerli olanını, dereceleriniz içerisinde en yükseğini, altın ve gümüşü Allah yolunda harcamanızdan daha hayırlısını, düşmanınızla karşılaşıp sizin onların boyunlarını vurmanızdan, onların da sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlısını size bildireyim mi?”

Sahâbe: “Evet” dediler.

Buyurdu ki: “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.”[6]

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-:

(( يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى: أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي،وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي فَإِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي، وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلإٍَ ذَكَرْتُهُ فِي مَلإٍَ خَيْرٍ مِنْهُمْ، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ بِشِبْرٍ تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً )) [ رواه البخاري ومسلم ]

Allah Teâlâ, «Ben kulumun hakkımdaki zannındayımdır. Beni zikrettikçe onunlayım.Beni bir toplulukta anarsa, ben de onu onlardan daha hayırlı bir toplulukta anarım.Bana bir arşın yakla-şırsa, ben ona on arşın yaklaşırım.Bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım.Kulum bana yürüyürek gelse, ben ona koşarak gelirim» buyurdu” demiştir.[7]

Abdullah b. Busr şöyle rivâyet eder:

(( أَنَّ رَجُلاً قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ شَرَائِعَ الْإِسْلاَمِ قَدْ كَثُرَتْ عَلَيَّ، فَأَخْبِرْنِي بِشَيْءٍ أَتَشَبَّثُ بِهِ. قَالَ: لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْبًا مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ )) [ رواه الترمذي ]

“Bir adam Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! İslam’ın bana olan emirleri fazlalaştı.Bana birşeyi haber ver ki ona sımsıkı sarılayım” dedi.

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: “Dilin, devamlı Allah'ı anmakla ıslak kalsın.”[8]

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

((مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، لاَ أَقُولُ (الم) حَرْفٌ، وَلَكِنْ أَلِفٌ حَرْفٌ، وَلاَمٌ حَرْفٌ، وَمِيمٌ حَرْفٌ )) [ رواه الترمذي ]

“Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa, ona bununla bir hasene vardır ve her hasene on misli ile karşılık görür. Elif, lâm, mîm bir harftir demiyorum. Fakat elif bir harf, lâm bir harf ve mîm bir harftir.”[9]

Ukbe b. Âmir-Allah ondan râzı olsun- şöyle rivâyet eder:

((خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى الله عليه وسلّم وَنَحْنُ فِي الصُّفَّةِ،فَقَالَ: أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يَغْدُوَ كُلَّ يَوْمٍ إِلَى بُطْحَانَ أَوْ إِلَى الْعَقِيقِ فَيَأْتِيَ مِنْهُ بِنَاقَتَيْنِ كَوْمَاوَيْنِ فِي غَيْرِ إِثْمٍ وَلاَ قَطْعِ رَحِمٍ؟ فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ نُحِبُّ ذَلِكَ. قَالَ: أَفَلاَ يَغْدُو أَحَدُكُمْ إِلَى الْمَسْجِدِ فَيَعْلَمُ أَوْ يَقْرَأُ آيَتَيْنِ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ خَيْرٌ لَهُ مِنْ نَاقَتَيْنِ وَثَلاَثٌ خَيْرٌ لَهُ مِنْ ثَلاَثٍ وَأَرْبَعٌ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَرْبَعٍ وَمِنْ أَعْدَادِهِنَّ مِنْ الْإِبِلِ )) [ رواه مسلم ]

“Biz Suffe’de iken Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- çıkageldi ve şöyle dedi: “Sizden kim, her gün sabah Buthan’a veya Akik’e[10] gitmeyi,oradan günaha girmeksizin ve akrabalık bağını kesmek-sizin hörgüçlü iki büyük dişi deve ile dönmeyi ister?”

Biz:“Ey Allah’ın Rasûlü! Tabii ki bunu isteriz.' Dedik.

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Sizden biriniz erkenden mescide gidip Allah-azze ve celle-’nin kitabından iki âyet öğrenir veya okumaz mı? Bu onun için iki deveden daha hayırlıdır.Üç âyet, üç deveden, dört âyet, dört deveden daha hayırlıdır.Öğrenilen veya okunan âyetler sayısın-ca deveden daha hayırlıdır.”[11]

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

(( مَنْ قَعَدَ مَقْعَدًا لَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ فِيهِ، كَانَتْ عَلَيْهِ مِنْ اللَّهِ تِرَةٌ، وَمَنِ اضْطَجَعَ مَضْجَعًا لاَ يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهِ،كَانَتْ عَلَيْهِ مِنْ اللَّهِ تِرَةٌ ))

[ رواه أبو داود وغيره ]

“Kim bir yerde oturur da orada Allah’ın adını anmazsa, Allah tarafından (bu kusurundan dolayı) bir pişmanlığa uğratılır. Kim de bir yatağa uzanır, orada Allah’ın adını anmazsa, Allah tarafından (bu kusurundan dolayı) bir pişmanlığa uğratılır.”[12]maviekspres.com

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- yine şöyle buyurmaktadır:

((مَا جَلَسَ قَوْمٌ مَجْلِسًا لَمْ يَذْكُرُوا اللَّهَ فِيهِ، وَلَمْ يُصَلُّوا عَلَى نَبِيِّهِمْ إِلاَّ كَانَ عَلَيْهِمْ تِرَةً، فَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُمْ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُمْ ))

[ رواه الترمذي ]

“Bir mecliste oturup da orada Allah’ın adını anmayan ve peygamberlerine salât getirmeyen bir topluluk, mutlaka Allah tarafından (bu kusurlarından dolayı) pişmanlığa uğratılır.Allah dilerse onlara azap eder,  dilerse onları bağışlar.”[13]

Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- yine şöyle buyurmaktadır:

(( مَا مِنْ قَوْمٍ يَقُومُونَ مِنْ مَجْلِسٍ لاَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ فِيهِ إِلاَّ قَامُوا عَنْ مِثْلِ جِيفَةِ حِمَارٍ وَكَانَ لَهُمْ حَسْرَةً )) [ رواه أبو داود وأحمد ]

“Oturdukları mecliste Allah’ın adını anmadan kalkan bir topluluk, eşek leşi üzerinden kalkmış gibidirler ve bu meclis, onlar için (kıyâmet günü) pişmanlık olacaktır.”[14]



[1] Bakara Sûresi: 152

[2] Ahzâb Sûresi: 41

[3] Ahzâb Sûresi: 35

[4] A’râf Sûresi: 205

[5] Buhâri, Bkz. Fethu’l-Bâri (11/203); Müslim, “İçerisinde Allah’ın zikredildiği ev ile içerisinde Allah’ın zikredilmediği evin benzeri, ölü ile diri gibidir” lafzıyla rivayet eder (1/539).
maviekspres.com
[6] Tirmizi (5/459), İbn-i Mace (2/1245) Bkz.Sahih-i İbn-i Mâce (2/326); Sahih-i Tirmizi (3/139).

[7] Buhâri (8/171), Müslim (4/2061). Lafızlar Buhâri'ye âittir.

[8] Tirmizi (5/458), İbn-i Mâce (2/1246). Bkz. Sahih-i Tirmizi (3/139), Sahih-i İbni Mâce (2/317).

[9] Tirmizi (5/175), Bkz. Sahihü’t Tirmizi (3/9), Sahih-i Camiu’s-Sağir (5/340).

[10] Buthan ve Akik, Medine çevresinde bulunan iki vadinin adıdır.

[11] Müslim (1/553).

[12] Ebu Dâvud (4/264) ve diğerleri. Bkz. Sahihu’l-Câmi (5/342).

[13] Tirmizi. Bkz. Sahih-i Tirmizi (3/140).

[14] Ebu Dâvud (4/264), Ahmed (2/389). Bkz. Sahihu’l-Cami (5/176).


Logged
Etiket:
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: