Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.


Ekol Hoca
Konu İsmi : Zikir
Bilgi: Konu İle İLgili Yorumlarınızı Belirtebilir, İlave Ek Katkı Sağlayabilirsiniz, İstediğiniz Gibi Faydalanabilirsiniz

Googlede Arat : Zikir

Rastgele Konu: Talâk Suresi
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Zikir  (Okunma Sayısı 493 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« : 18 Ağustos 2008, 23:29:09 »

ZİKİR
 

Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı alimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.

Zikir, daha çok tasavvufi anlamda kullanılır. Tasavvufta da, Allah'ın yüceliğini dile getirmek ve manevî yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz ya da cümleyi yinelemektir. Yüce Allah'ın bilinen güzel isimleri ve tevhid kelimesi (Lâ ilâhe illallah) ile yapılır.

Zikir, "zekere" fiilinin masdarıdır. Aslı "zikr"dir. Türkçe'de zikir diye kullanılır. Zükr kelimesi ile aynı anlamdadır. Çoğulu ezkâr ve zükûr olarak gelir. Zikrâ kelimesi de, zikr'in mübalağası olup çok zikretmek demektir.

Zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.

Yüce Allah Kur'ân'ın çeşitli âyetlerinde Allah'ı zikretmeyi emretmiştir. Bu âyetlerden birinin meâli şöyledir: "Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin" (el-Bakara, 2/152).

Yüce Allah bu âyette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir, Yüce Allah'ı güzel isimleri ile anmak, O'na hamdetmek, tesbihte bulunmak, Kur'ân'ı okumak ve dua etmektir. Bu çeşit zikri dile getiren birçok âyet vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:

"İşte bu (Kur'ân) da, bizim indirdiğimiz bir zilkirdir (öğültür). Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?" (el-Enbiyâ, 21/50).

Kalb ile zikir de, Yüce Allah'ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür. (bk. "Tefekkür mad.")

Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının Allah'ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını Allah'ın yolunda bulundurması ile mümkündür (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul,1986 259 vd.,; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 659).

Yukarıda meâli sunulan âyette geçen, "Siz beni anın ki ben de sizi anayım" ifadesi, alimler tarafından çeşitli manalar için yorumlanmıştır. Bu yorumların şöyle özetlenmesi mümkündür:

"Siz beni ibâdet ve itâatla zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve senâ ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim... Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim... Beni, benim yolumda cihâd ederek zikredin ki, ben de sizi hidâyetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlas ile zikredin, ben de sizi sıkıntılardan kurtarmak ve bilgi ile ihtisasınızı artırmakla zikredeyim. Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim" (er-Râzî, Mefâtihu'l-Gayb, Mısır 1937, IV,143 vd).

Zikrin önemini bildiren ve zikir hakkında emir ve tavsiyelerde bulunan diğer bazı âyetlerin meâli şöyledir:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabb'imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!..." (Alu İmrân, 3/191).

"Onlar ki, inanmışlardır ve kalbleri Allah'ı zikretmekle (anmakla) yatışır. İyi bilin ki ancak Allah'ı zikretmek (anmak)la kalbler yatışır" (er-Ra'd, 13/28).

Âllah'ın emrine uyan müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, tâata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzi erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte Allah, bunlar için bir mağrifet ve büyük mükâfat hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/35).

"Ey inananlar, Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin" (el-Ahzâb, 33/41, 42).

Meâlleri verilen âyetlerde görüldüğü gibi, Yüce Allah zikir ehli olan kadın ve erkekleri, müslüman, mü'min, tâat ehli, doğru, sabırlı, oruç tutan, hayır ve sevap ehli, iffetli ve namuslu kişilerle beraber anmıştır.

Hz. Muhammed (s.a.s) de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" (İbn Mâce, Edeb, 25) diyerek, tevhid kelimesi ile zikirde bulunmanın islâm dinindeki önemini ifade etmiştir. Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. Onun için Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhid kelimesi bir bütün halinde, "La ilâhe illallâh Muhammedürrasûlüllah" şeklindedir. Zikirde söylenen la ilâhe illallah, tevhid kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısmıdır. Birinci kısmı, cümlenin ilk yarısı olan "La ilâhe"dir. Manası, "hiç bir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illallah"dır. Manası,"ancak Allah vardır" demektir. Bu kısmın adı ise, "isbat"tır. Tevhidin bu kısmına tehlil de denir (Necmüddin Kübra, Tasavvufi Hayat, trc. Mustafa Kara, İstanbul 1980, 59 vd).

Tasâvvuf ehline göre, Hz. Muhammed (s.a.s) dört halifeye ayrı ayrı zikri öğretip tavsiye etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a)'a hafî (gizli) zikri, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye'cehrî (sesli) zikri ve Hz. Osman'a da kalbî zikri öğretmiştir (Mehmet Ali Aynî, Tasavvuf Tarihi, 1340,198 vd). Ancak sahih hadis kaynaklarında böyle bir rivayet bulunmamaktadır.

Tasavvufî tarikatların kendilerine göre değişik zikir çeşitleri ve usûlleri vardır (Bu hususta geniş bilgi için bk. Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul 1985, 200 vd).

Hz. Muhammed (s.a.s) başka bir hadiste de zikir hakkında şöyle buyurmuştur:

"İnsanlar bir araya gelip Allah'ı zikrettikleri zaman, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar ve Allah onları kendisine yakın olan kişilerden kaydeder. "

Ebu Hüreyre (r.a) bir gün çarşıya gider ve oradakilere şöyle seslenir: "Hz. Muhammed (s.a.s)'in mirası camide taksim edildiği halde, siz buralardasınız!.." Çarşıdaki insanlar hemen camiye giderler. Fakat miras diye bir şey göremezler. Ebu Hüreyre'ye gidip şöyle söylerler: "Yâ Ebu Hüreyre, camide taksim edilen herhangi bir miras görmedik." Ebu Hüreyre onlara; "Neyi gördünüz?" diye sorar. Onlar; "Allah'ı zikreden ve Kur'ân okuyan insanları gördük" derler. O zaman Ebû Hüreyre "İşte peygamberin mirası odur" der (el-Gazzalî, el-İhyâ, Beyrut t.y., I, 296).

Hz. Muhammed (s.a.s)'in zikrin fazileti ve onun çeşitli günahların affına vesile olduğuna dair söylemiş olduğu daha hayli hadisler vardır (bk. Muhammed b. Allan, Delilu'l-Fâlihîn, Mısır 1971, IV, 210 vd.).

Meâl ve açıklamaları sunulan bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi zikir, insanı Allah'ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder, Allah'a bağlılığını sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Bununla beraber, insanın gönlüne huzur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.

Nureddin TURGAY

Logged

Robot Linkler
Altarnatif Linkler
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 14312


View Profile
Re: Zikir
« Posted on: 04 Eylül 2010, 18:37:30 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm.

giris  kayit
Benzer Konular: Zikir Hadisleri,Zikir Nedir?, Zikir Cübbeli, Zikir Ayetleri, Zikir Ödev, Zikir Dini Sorular, Zikir Öğreniyorum, Zikir Anlatımı, Zikir İndir, Zikir malik Ester, Zikir Maranki, Zikir Sözleri
Logged
Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« Yanıtla #1 : 18 Ağustos 2008, 23:29:43 »

Zikir Kelimesinin Anlam Sahası
 

Zikir’ sözlükte; anma, hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme, bir şeyi dile getirme, hatırlatma demektir. 

Bir başka deyişle ‘zikir’, kişinin marifet (bilgi) olarak elde ettiği şeyi korumasını sağlayan bir faaliyettir ki, bu; zihne aittir.

Kavram olarak ‘zikir’; Allah’ı anmak üzere yapılması veya söylenmesi tavsiye edilen, hamd, dua, ibadet ve övgü gibi fiiller ve sözlerdir.

‘Zikir’ aslında kalbin, anılan kimseye dikkat kesilmesi ve ona karşı uyanık olmasıdır. Bunu dil ile ifade etmeye zikir denilmesinin sebebi, kalpteki zikre (hatırlamaya) işaret etmesindendir.

Bazılarına göre ‘zikir’, insana sevap kazandıran her türlü amelin genel adıdır.

‘Zikir’, Allah’a itaattir. O’na itaat etmeyen kişi, diliyle ne kadar tesbih etsin veya Tevhid Kelimesini söylerse söylesin, gerçek zikri yapmamış olur.

Zikir ve türevleri, fiil ve isim olarak Kur’an’da çok sık geçen kelimelerden biridir. Kur’an bu kavramı Allah’ın insanlara ‘Hakkı, görevlerini ve hesabı’ hatırlatması, Kur’an ile hatırlatma, kulların Allah’ı her türlü ibadetle hatırlamaları, uyarı, şeref ve üstünlük gibi anlamlarda kullanmaktadır.

Bu kullanılışların bir kısmına işaret ettikten sonra, genel olarak 'zikir' kavramından anlaşılanları kısaca açıklamaya çalışacağız.

 

Logged

Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« Yanıtla #2 : 18 Ağustos 2008, 23:30:11 »

Zikir Kavramı ve Türevleri
 

Tekrar hatırlatalım ki zikir; bir şeyin dilde veya kalpte hazır olması, o şeyin söz ile veya kalpte hatırlanmasıdır . Bu hatırlama iki şekilde olabilir: 

Birincisi, unuttuktan sonra olan bir hatırlamadır ki, bu her insanda her zaman olan bir şeydir.

İkincisi, akılda tutulan, öğrenilen ve zaten kalbe yerleşen şeyin hatırlanmasıdır ki, kişi hiç unutmadığı bu gibi şeyleri dil ile söylediği zaman onu zikretmiş, dile getirmiş olur.

“Andolsun, size, (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde olduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (21/Enbiya, 10) âyetinde bu anlamları bulmak mümkündür. 

Kur’an, kendisine ‘zikir’ demektir ki, O, baştan başa bir öğüttür, hatırlatmadır, insanlara ilgili her şeyi açıklayan bir ilâhi bildiridir. O, aynı zamanda  sürekli Allah’ı hatırlatan âyetlerden meydana gelmektedir. 

“Bu, bizim O’na indirdiğimiz mübarek bir ‘Zikir’dir. Şu halde onu inkâr edecek olanlar siz misiniz?” (21/Enbiya, 50) 

“Hiç şüphesiz Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (15/Hıcr, 9)

Sâd Sûresinin ikinci âyetinde geçen ‘zikr’in bir kaç anlamda kullanılma ihtimali bulunmaktadır:

“Sâd. Zikir dolu Kur’an’a andolsun.” (38/Sâd, 1-2) 

Zikir dolu, zikir sahibi Kur’an; şeref ve şan sahibidir. En yüce şeref ona aittir. Nitekim bir başka âyette buna işaret edilmektedir: 

“Gerçekten O Kur’an, hem senin için, hem de kavmin için bir zikirdir (şereftir)” (43/uhruf, 44)

Buradaki zikir ikinci olarak; anmak, hatırlatmak, şeriat ve hükümleri, va’ad (Allah’ın verdiği söz) ve tehditler, geçmiş ümmetlerin kıssalarından alınacak ders ve ibretler anlamında kullanılmaktadır.

Üçüncü olarak, dinde ihtiyaç olan şeyleri hatırlatma, yani şerefli ve değeri yüce dini öğreten, ibret dersi veren Kur’an manasında gelmiş olabilir.   (Doğruyu ancak Allah (cc) bilir)

‘Zikir’ bir âyette Peygamberimizin bir özelliği olarak kullanılmaktadır . Tıpkı Hz.Isa (as) ya ‘Allah’ın Kelimesi’ denilmesi gibi. Hz. Muhammed (sav) Allah’ın elçisidir, ama hatırlatan, uyaran veya şerefi yüce bir elçidir. 

Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır; öyleyse ey iman etmekte olan temiz akıl sahipleri! Allah’tan korkup-sakının. Doğrusu Allah, sizin için bir zikir (hatırlatan) indirmiştir.” (65/Talak, 10) Bazı tefsirciler bu âyetteki zikr’in Kur’an olduğunu, bazıları ise kelimenin burada ‘uyarı’ anlamına geldiğini söylemişlerdir (Muh. Ibni Kesir, 3/518; Tefhimu’l Kur’an, 6/384).

Kur’an’ın ‘Zikir ehli’  (ehlu’z zikr) dediği insanların kim olduğu konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır. Bu kavramın geçtiği âyet şöyle: 

“Biz senden önce kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (resûl) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.” (16/Nahl, 43)

Bazılarına göre ‘zikir ehli’, Allah’ın daha önceden gönderdiği kitaplardır. Çünkü onlar da peygamberlerden ve onlarla beraber gelen vahy’den bahsediyorlar, onları hatırlatıyorlardı. Kimilerine göre, kitap ehli kimselerdir. Çünkü onlar da peygamberleri ve görevlerini biliyorlar. Kimilerine göre de, kendilerine tebliğ edildiği zaman daha önceden iman etmiş mü’minlerdir. Eğer müşrikler, Kur’an’da ve Peygamberin davetinden şüphe ediyorlarsa, daha önce bu daveti anlamış ve iman etmiş kimselere sorsunlar. Çünkü onlar ‘zikr’i anlayan, ne olduğunu bilen kimselerdir. (el-Keşşâf, 2/584; Muh. Ibni Kesir, 2/332; Fi-Zilali’l Kur’an, 4/2173)

Bir âyette ‘zikr’in, unutmadan sonra hatırlama anlamına geldiğini görüyoruz . Daha önce bilinen bir şey unutulduktan sonra, hatırlanıyor ve bu hatırlama dil ile ifade ediliyor (18/Kehf, 63). 

Kalp ve dil ile zikrin beraber ifade edildiği âyetler de bulunmaktdır. Şu örnekte olduğu gibi: 

“(Hacc) ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız (zikrettiğiniz) gibi hatta daha kuvvetli bir anma ile Allah’ı anın (zikredin)…” (2/Bakara, 200)

Buradaki zikir, hem kalb ile Allah’ı hatırlamaktır, hem de Hacc esnasında veya hacc bitiminde çeşitli dua ve zikir sözleri okuyup dil ile Allah’ı anmaktır. (Ayrıca bkz. Bakara, 198, 203, 239; Nisa, 103)

Aynın kökten gelen 'mezkûr', zikredilen, anılan şey demektir.

"Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer (mezkûr) bir şey değilken, uzun zamanlardan bir süre gelip geçti." (76/İnsan, 1). Yani insan, Allah'ın ilminde var iken, bizzat kendisi henüz mevcut değildi, henüz ortalıkta yoktu.

Bu gerçeğe değinen başka âyetleri de görmekteyiz (19/Meryem, 67; 36/Yâsin, 79; 10/Yunus, 4, 34, vd.).

Yine aynı kökten gelen 'zikrâ', çok zikir, yoğun zikir demektir ki, bu, 'zikir' kavramından daha geniş bir mânâyı kapsamaktadır.

"Korkup sakınanlar üzerinde onların (âyetlerle alay edenlerin) hesabından herhangi bir şey (sorumluluk) yoktur. Ancak (bu) bir yoğun hatırlatmadır (zikrâdır). Umulur ki korkup sakınırlar." (6/En'âm, 69)

"Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler (hasenât), kötülükleri (seyyiâtı) giderir. Bu, öğüt alanlara yoğun bir hatırlatmadır (zikrâdır)." (11/Hûd, 114. Ayrıca bak. 6/En'âm, 90; 7/A'râf, 2; 21/Enbiyâ, 84; 29/Ankebût, 51, vd.)

'Zikir' kökünden gelen bir başka kelime de 'tezkira'dır. Tezkira; hatırlatma, öğüt, hatırlatılan şey demektir. (Tezkire; belli bir meslek mensuplarının biyografilerinin anlatıldığı kitaplara da denilmektedir. Türkçe'de 'tezkere' şeklindeki söyleyiş; rapor, izin belgesi, askerlik görevinin bittiğini gösteren belge anlamında kullanılmaktadır.)

Kur'an 'tezkira' kelimesini bir hatırlatma, bir uyarma olarak kullanmaktadır.

"Hayır; o (Kur'an) bir tezkira'dır (bir hatırlatma, bir öğüttür). Artık dileyen, onu düşünüp öğüt alsın." (80/Abese, 11-12. Ayrıca bak. 20/Tâhâ, 3; 56/Vâkıa, 73; 69/Haakka, 12, 48; 73/Müzzemmil, 19; 74/Müddessir, 49, 54)

'Zikir' kökünden gelen 'zeker', 'müzekker', 'zükûr' kelimeleri ise, dişinin karşıtı olarak erkekliği ifade ederler.   

Aynı kökten gelen bir başka kelime ise ‘tezekkür’dür. Bu da düşünüp- öğüt almak, ibret almak demektir. Kur’an bazı şeyleri hatırlattıktan sonra ‘düşünmez misiniz, ibret almaz mısınız?’ diye soruyor (6/En’âm, 152 ; 7/A’râf, 3, 57; 11/Hûd, 24, 30;  24/Nûr, 1, 20).

Kur’an, ‘zikir’ kelimesini çeşitli formlarda kullanıyor. Peygamberimize, mü’minlere, ehl-i kitaba, israiloğullarına, sahabelere, kendilerine elçi gönderilmiş topluluklara; ‘hatırlat’, ‘hatırlayın’, ‘aklınıza getirin’, ‘an’ ‘anın’ şeklinde hitap etmektedir.

Bu kullanılışlara ait bir kaç örnek görelim:

“Ahireti arzu edenler ve Allah’ı zikredenler için, Hz. Muhammed’te  en güzel örnek vardır."  (33/Ahzâb, 21)

“Kur’an’da Allah’ın bir olduğunu zikrettiğin (andığın veya hatırlattığın) zaman, kafirlerin gerisin geriye kaçtıklarını görürsün."  (17/İsrâ, 47)

Bazı hayvanların, insanın emrine verilmesinin sebebi; insanların Allah’ı  nimet veren olarak hatırlamalarıdır (zikretmeleridir) (43/Zuhruf, 13). Müşrikler boğazladıkları hayvanların üzerine Allah’ın adını anmazlar (zikretmezler) (6/En’am, 138). Halbuki mü’minler avladıkları ve boğazladıkları hayvanların üzerine Allah’ın adını anarlar (zikrederler) (5/Mâide, 4; 22/Hacc, 28, 34, 36; 6/En’am, 118, 119, 121).

Rabbimiz (cc) peygamberimize, Hz. Meryem'i, İbrâhim'i, Mûsâ'yı, İsmâil'i, İdris'i (a.s.) anmasını veya onları mü'minlere hatırlatmasını söylüyor (19/Meryem, 16, 41, 51, 54, 56).

Yine Peygamberimize 'Hz. Dâvud'u, Eyyûb'u, İshak'ı, Ya'kub'u, Elyesa'yı, Zülkifl'i (38/Sâd, 17, 41, 45, 48) ve Hûd'u da (46/Ahkaf, 31) hatırlat' buyuruyor.

Yine İsrâiloğullarına birçok yerde; "Allah'ın size verdiği nimetleri ve size verdiği makamları hatırlayın" demektedir (2/Bakara, 40, 47, 122; 5/Mâide, 20; 8/Enfâl, 45).

Kur’an, mü’minlere de sürekli bir şekilde Allah’ın nimetlerini hatırlamalarını söylüyor (2/Bakara,  231; 3/Âl-i Imran, 103; 5/Mâide, 7, 11). Kur’an, ayrıca bütün insanlara Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlamalarını haber veriyor (35/Fâtır, 3).

       

Logged

Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« Yanıtla #3 : 11 Eylül 2008, 22:35:15 »

Zikrin Mü’minlere Emredilmesi
 

Rabbimiz (cc), mü’minlere kendisini sürekli olarak zikretmelerini emrediyor. Zikretme emri bazen şükürle, bazen verilen nimetleri hatırlatma ile, bazen namazla, bazen diğer ibadetlerle, bazen verilen zaferle birlikte gelmektedir. Kur’an’da  zikredenler övülürken, zikirden yüz çevirenler  kınanmaktadır.

Şu âyet oldukça dikkat çekicidir: 

“Kim de benim ‘zikr’imden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu Kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz (mahşere getireceğiz)” (20/Tâhâ, 124)

Bu âyetten bir önceki âyette, ilk insanın Cennetten çıkarılışı hatırlatılıp, Allah’ın gönderdiği hidayete uyanların dünya hayatında şaşırmayacakları haber veriliyor. Bu âyette geçen ‘Zikr’, insanı hidayete götüren vahy, vahyle gelen ilâhí kitaplar ve peygamberlere bildirilen şeyler veya son vahy olan Kur’an, ya da bizzat Allah’ı anmak anlamlarına gelebilir. (Muh. Ibni Kesir, 2/497; Ebu’s Suud, Tefsir, 3/496)

Allah’ın Zikr’inden kim yüz çevirirse onun hakkı dar bir geçimdir, sıkıntılı bir hayattır, mutsuz bir yaşantıdır. 

Mü’minler, inandıkları, her an tesbih ettikleri ve önünde kulluk yaptıkları Rablerini hiç bir zaman unutmazlar. O Rabbe karşı duydukları sevgi ve takva duygusu sürekli onların içindedir. Onlar devamlı bir şekilde Allah’ı zikrederler. Bu zikir (anma) hiç bir zaman unutulan şeyin tekrar akla getirilmesi değil, bilakis; sürekil kalpte ve benlikte olan Allah’ın varlığını tekrar hatırlamak, O’nun ni’met verici olduğunu itiraf etmek, O’nun büyüklüğünü ve yüceliğini dile getirmek ve ibadeti yalnızca O’na yaptığını ortaya koymaktır. 

Mü’min, evrenin her köşesine yerleşmiş olan sayısız âyetleri gördükçe, onlardan haberdar oldukça,  Kur’an’daki  âyetleri okudukça, Rabbini tekrar hatırlar. Onun kalbi ve organları Allah’ı anmaktan hiç uzak kalmaz. Ancak onu Allah’a götürecek bir sebep gördüğü zaman, imanı artar, Allah’ın ve O’nun uluhiyyetini (ilâhlığını) tekrar aklına getirir. Fakat bu hatırlayış, yalnızca zihinde bir beliriş veya dilde bir söz halinde olmaz. Bu hatırlayış, bu anma (zikir) bedeni kaplar, organlarda amel olarak ortaya çıkar.

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı (zikredildiği) zaman yürekleri ürperir, O’nun âyetleri okunduğu zaman (bu onların) imanlarını artırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (8/Enfal, 2; ayrıca bkz. 22/Hacc, 35)

Bir başka âyette ise, Allah’ın adı anıldığı zaman mü’minlerin secdeye kapandıkları haber veriliyor (32/Secde, 15). 

Mü’minlere Allah’ın âyetleri hatırlatıldığı (zikredildiği) zaman, onların kalbleri bu âyetlere karşı kör ve sağır olmaz (25/Furkan, 73). Halbuki inkârcılar, kendilerine âyetler hatırlatıldığı zaman, hatırlatılan şeyden (zikirden)  öğüt  almazlar,  zikr’i  hatırlamak  istemezler  (37/Saffat, 13). Onlar,  kelimeleri  konuldukları  yerden saptırırlar ve kendilerine verilen ‘zikir’den pay almayı unuturlar (5/Mâide, 13).

Mescidler, -hatta kiliseler ve havralar bile- içlerinde Allah’ın adı anıldığı için değerlidirler (22/Hacc, 40). Mescidlerde Allah’ın adının anılmasını (zikredilmesini ) engellemek zulmün ta kendisidir, bunu yapanlar da zâlimlerdir (2/Bakara, 114).

Ne zaman içerisinde ‘savaştan söz eden (zikreden) bir âyet’ nazil olsa, veya cihad’tan bahseden bir âyet okunsa, kalplerinde maraz olanlar, yani münafıklar, ölüm baygınlığı gibi bakmaya başlarlar (47/Muhammad, 20).

Kendilerine Allah’ın âyetleri zikredildiği zaman sırtlarını  dönenler zalimlerdir. Onların kalpleri üzerinde Hakk’ı anlamalarına engel bir perde vardır (18/Kehf, 57).

Kendilerine Peygamberlerle ve vahyle zikredilenleri (hatırlatılan ilâhi hükümleri) unutanlar, servetleriyle şımarırken ansızın cezaya uğratıldılar  (6/En’âm, 44).

Kur’an, mü’minlerin Allah’ı zikretmelerini emrediyor:

“Beni anın (zikredin) ben de sizi anayım, bana sükredin, nankörlük etmeyin.” (2/Bakara, 152)

“(Hacc zamanı) O sayılı günlerde Allah’ı zikredin (hatırlayın) …” (2/Bakara, 203)

“Ey iman edenler! Bir toplulukla (savaş) için karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah’ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluş (felah) bulursunuz.” (8/Enfâl, 45; bir benzeri için bkz.  62/Cum'a, 10).

Mü’minlerin bir özelliği de Allah’ı zikretmeleridir. (Âl-i Imran, 133-135)  Halbuki münafıklar her konuda olduğu gibi bu konuda da Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Namaza üşene üşene kalkarlar, Allah’ı da az zikrederler (4/Nisâ, 142).

Bazı insanlar kendi hevasına uyar, kendi arzusundan başka kural tanımaz, Allah’ın ne emrettiği onu ilgilendirmez. Böyleleri Allah’ı zikretmeyi unutan kimselerdir (18/Kehf, 28).

“Bizi zikretmekten yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.” (53/Necm, 29)

İbâdet yerlerinde Allah’ı tesbih eden mü’minleri, ne alış-veriş, ne ticaret Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan alıkoymaz. Onlar gözlerin ve gönüllerin döneceği günden korkarlar (24/Nûr, 36-37).

Allah (cc) mü’minleri şöyle uyarıyor:

“Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten alı koymasın.” (63/Münâfikûn, 9) 

Bu uyarıyı anlayan ve Rabbine hakkıyla kulluk yapma gayretinde olan mü’minlerin özellikleri şöyledir:

“Onlar, ayakta iken, oturuken, yan yatarken, Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı konusunu düşünürler (ve derler ki glsm ‘Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateş azabından koru.” (3/Âl-i İmran, 191) 

Allah (cc), zikreden erkeklere ve zikreden kadınlara büyük mükafatlar hazırlamıştır. Onların dereceleri pek yüksektir (33/Ahzâb,  35). 

 Zikir ibâdetinin faziletine ve önemine ait çok sayıda hadis-i şerif bulunmaktadır. Onlardan bir iki örnek almak istiyoruz:

eygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Allah’ı zikredenle zikretmeyen, diri ve ölü gibidirler.”  (Buhârî, Deavât 67) 

Peygamberimiz (sav)’den şöyle rivayet olunmuştur:

Allah (cc) şöyle buyurmuştur: Ben kulumun Beni sandığı gibiyim ve Bana dua ettiği zaman onunlayım. Kim beni kendi nefsinde zikrederse (anarsa), ben de onu kendi nefsimde anarım. Kim beni kalabalıkta zikrederse, ben de onu, ondan daha hayırlı bir kalabalıkta zikrederim...”  (Müslim, Zikir 2, 21, Hadis no: 2675, 4/2061)

“...Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere otururlarsa, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakílere anar...” (Müslim, Zikir 25, Hadis no: 2689, 4/2069)

 


Logged

Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« Yanıtla #4 : 11 Eylül 2008, 22:36:27 »

Zikir İbâdetinin Yerine Getirilmesi
 

Zikir ibâdetinin ne kadar önemli olduğu Kur’an âyetlerinden ve hadislerden anlaşılıyor. Yukarıya aldığımız bir kaç âyet bu konuda bize yeterli bilgiyi veriyor. Rabbimiz, vurgulu cümlelerle kullarının kendisini zikretmelerini emrediyor.

Bir anlamda imanın ortaya konulması ve Allah’a itaatın ifadesi olan bu zikir ibadeti nasıl yerine getirilecek?  Ya da hangi ibadetler zikir sayılmaktadır? Zikrin özel bir şekli var mıdır?

 Bilindiği gibi Kur’an, ilk insanın (yani Hz. Âdem’in) hata yaptıktan sonra Rabbinden bir takım kelimeler aldığını ve onlarla Rabbine tevbe ettiğini haber veriyor. Ilk insan, bu kelimelerle Rabbini ‘tezekkür’ etmişti, unuttuğunu hatırlayabilmişti. Levh-i Mahfuz’dan ‘zikr’  olarak indirilen Kur’an âyetleri, insanlara Allah’ı hatırlatan ilâhí belgedir. Öyleyse en büyük ‘zikir’ Kur’an’dır ve O’nu okumak, O’nunla meşgul olmak, O’nun ilkelerini hayat uygulamak, O’nun çizdiği sınırları korumak, O’nun hükmüne uymak; en güzel zikir’dir.   

İnsan Kur’an okur,  onun âyetleri üzerinde tefekkür eder. Sonra kainata bakar ve  Allah’ın oradaki sayısız âyetlerini düşünür.  O âyetlerin  yaratıcısı ve sahibi olan Allah’ın büyüklüğünü, ölümü ve ölüm ötesini aklına getirir. Kıyamet sahneleri gözünü önünde canlanır, Cenneti ve Cehennemi düşünür. Oradaki yalnızlığı, yardımcısız ve dostsuz kalmayı, Hesabın çetin oluşunu anar.  Sonsuz kurtuluşun ve ebedí saadetin nasıl kazanılacağını hesap eder. Bütün bunları insana olduran, meydana getiren, insana vahiy yoluyla haber veren Rabbini zikreder.  Zaman zaman ‘el-hamdu li’llah, Allahu ekber, lâ ilâhe illalah Muhammedu’r Rasulullah, sübhanellah’ ve benzeri zikir cümlelerini söyler. Böylece her an Rabbini hatırlar, O’nu hiç aklından çıkarmaz. O’nun adını, azametini, Rabbliğini, kahrını ve gücünü, ni’met verici oluşunu ve insana olan sevgisini, merhametini ve affını hatırına getirir.

Bütün bu hatırlamaların tesiri kalpte duyulur, kalpten organlara geçer ve organlar da bunların uzantısı olan amelleri yaparlar. Işte bu Allah’ı zikretmektir ve bu şekilde hatırlamanın sonucu da takvâ’ya ulaşır. 

Kalbin zikri, kalbin Aallah’ı ve O’nunla ilgili şeyleri hatırlaması; bedenin Allah’ı zikretmesine yol açar. Bedenin ‘zikir’ hali üzerinde olmasını sağlar. Böyle  davranan bir mü’min; Allah’ın insanlara inzal ettiği (indirdiği) ‘eşsiz zikr’i olan Kur’an-ı Kerim’i anlamaya başlar, ona teslim olur, ona iman eder. Sonra da onun ilkeleri doğrultusunda salih amel işlemeye başlar. Böylece insan unutkan olmaktan çıkar, yakín (kesin) iman sahibi olur. Işte bu makam kul için ‘zikir’ makamıdır.

Rabbimiz buyuruyor ki:

“Gerçekten Ben, Ben Allah’ım. Ben’den başka ilâh yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.” (20/Tâhâ, 14)

Bu âyette Allah’ı zikretmek üzere namaz kılmak emrediliyor. Çünkü namaz hem dinin direği, hem de zikrin ve kulluğun bütün unsurlarını bünyesinde  taşımaktadır. Namaz; hazırlığından tutunuz da sonundaki selâma kadar her bir rüknü, her bir unsuru birer zikirdir. Kıyam, kıraat, Sübhâneke, Fatiha Sûresi, rukû’, secdeler, tesbihler, salavatlar, dualar  ve diğerleri, zikirden başka bir şey değildir. 

Öyleyse en büyük zikir namazdır. Ancak namaz zikr’in bir şekli, bir bölümüdür. Zikir, namazı da içine alan daha geniş bir ibâdettir.

“Doğrusu namaz kötü ve iğrenç şeylerden alıkor, Allah’ın zikr’i ise en büyüktür.” (29/Ankebût, 45)

Aslında zikir ibadetinin bir sonu yoktur. Kur’an; 

“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin.” (33/Ahzâb, 41-42) buyurarak, mü’minlere günün her saatinde Allah’ı zikretmelerini emrediyor. Sabah-akşam günün her saatini kapsar ve mü’min her güne ait ibadetlerini yerine getirir. Mü’minin yerine getirdiği bütün ibadetler birer zikirdir. Mü’min, Rabbini ne kadar anarsa ansın, hangi güzel zikirle hatırlarsa  hatırlasın; bu, onun için fazilettir.

Yukarıda geçtiği gibi zikir, Allah’a itaattir. Öyleyse O’nun emrettiklerine uymak, yasaklarından kaçmak zikirdir. Bu, elbette bedenle ve dille yapılan zikirdir.

Mü’min, kalbine Allah sevgisini ve korkusunu koyar, O’nu kalpte devamlı hatırlar ve âyetlerini düşünürse; bu, kalp ile zikir olur. 

Mü’min, Kur’an okur, bol bol dua eder, Allah’ı hatıra getirecek zikir sözleri söyler ve  Allah’ın âyetlerini konuşursa; bu da dil ile zikir olur.

İnsanlar içerisinde Allah’ı en güzel ve mükemmel zikreden elbette Peygamberimiz (sav) di. O’nun bütün sözleri birer zikirdi. O’nun emirleri ve yasakları, Allah’ın adlarından ve sıfatlarından bahsetmesi, Allah’ın hükümlerinden ve fiillerinden söz etmesi, O’nun va’ad ve va’idinden (müjde ve korkutmalarından) haber vermesi, O’na hamdetmesi, O’nu tesbih etmesi, O’ndan dua ile bir şey istemesi, hep Allah’a rağbet etmesi, O’ndan korkup- çekinmesi, O’na tevekkül etmesi, hep O’nun zikirlerindendi. Peygamberimizin susması bile kalbinin bir zikridir. Allah’ın Rasûlü her durumda ve her an Rabbini zikrederdi.

Zikir, Kur’an’ın emrettiği önemli bir ibadettir ve yukarıdan beri anlatıldığı şekillerde yerine getirilmesi mümkündür. Bazı kesimler tarafından gizli mi - açık mı, toplu mu - tek başına mı yapılmalı, gibi tartışmalara ihtiyaç yoktur. Islâm, mü’minlerin nasıl ibadet edeceklerini göstermiştir. Emredilen ibadetlerin dışında dileyen, bid’at olmamak şartıyla, Peygamberimizin yaptığına benzemek kaydıyla, istediği kadar nafile ibadet yapabilir. 

Ancak İslâm'ı bize öğreten Peygamberi ve O’nun sahabelerinin hayatında, kol kola verilmiş bir şekilde, yatarak- kalkarak, bağırıp çağırarak, kendinden geçerek bir zikir yapma şekli yoktur. Hele hele de zikri illa da bir üstadın emri altında yapıp, zikri üstadlara, şeyhlere havale etmek, onların da Allah’a götürmelerini beklemek gibi bir yanlışlık yoktur. Kul, gücü yettiği kadar ibadet yapar, dili döndüğü kadar dua eder, Rabbini anar. Umulur ki Allah (cc) ihlasla yapılan az amellere bile bol karşılık verir.

Allah’ı zikretmekten yüz çevirenlere şeytan musallat olur. Şeytan ise insanın düşmanıdır (43/Zuhruf, 36).

Zikir, kalpleri doyuran, iştahların aç gözlülüğünü gideren, susuzları suya kandıran, akılları hedefine ulaştıran bir ibadettir. Zikir kul için uyanıklılıktır, şuurdur, bilinçli olmaktır. Zikir takvaya ulaştırır, takvayı öğretir, takvaya arkadaş eder. Zikir şuurları diri tutar, gönülleri gafletten korur. Zikir ilaçtır, zikir iksirdir, zikir ab-ı hayattır, zikir canlara can katan merhemdir. Zikir yoksullukları kanaat zenginliğine, yalnızlıkları ebedi ve bitmez dostluğa, mahrumiyetleri ilâhí ilgiye dönüştürür. Zikir dünyalık korkuları giderir, endişeleri umuta çevirir, hayalleri götürür; onun yerine solmaz gerçekleri yerleştirir. Zikir boş kuruntular (ümniyye) yerine  Allah’ı bilme, takdir etme, önünde kul gibi eğilme ve O’ndan isteme cesareti arama ümidini verir.

Zikretmeyenler, ya da ‘zikir’den yüz çevirenler ebedí açlığa, doyumsuzluğa, mutsuzluğa, sıkıntılı bir hayata ve yalnızlığa mahkûmdurlar.

Kur’an; bedenin, kalbin ve toplumun mutluluğunu şu muhteşem ifadelerle ortaya koyuyor: 

“Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur (doyarve huzura kavuşur).” (13/Ra’d, 28)   

Logged

Etiket:
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: